OVER KANSERİ  İLE  BİRLİKTE YAŞAMAK

GİRİŞ:

Doktorunuzdan over (yumurtalık) kanseri olduğunuzu duyduğunuz andan itibaren kendi içinizde büyük bir mücadele ve yolculuğa başlarsınız. Bu hastalıkla yalnız başınıza savaşırken, sizin dışınızda aynı tanıyı alan binlerce başka kadın olduğunu bilmek mücadelenizde yardımcı olacaktır. Bütün bu kadınlar gibi sizin de over kanseri hakkında birçok sorunuz olacaktır. Bu bilgilendirme over kanseriyle birlikte yaşarken ve mücadele ederken aklınıza takılabilecek ve en sık sorulan sorulara kısa yanıtlar bulmanızı sağlayacaktır.

Belli bazı başlıklarda daha fazla bilgi almak istemeniz halinde yararlanabileceğiniz kaynakları da kitabın ilerleyen sayfalarında bulabileceksiniz. Kuşkusuz bu kitap baştan sona roman okur gibi okunacak bir kitap değildir – ama böyle yapmanızda da bir sakınca yoktur-, bu yüzden içindekiler ana başlıklar altında sınıflanmış ve böylece aklınıza takılan   konuyu o anda açıp okumanız kolaylaştırılmıştır.

Lütfen unutmayınız ki bu kitabın oluşması hastaların, doktorların, hemşirelerin, sosyal hizmet uzmanlarının ve diğer sağlık hizmeti personelinin katkı ve deneyimlerinin birleştirilmesiyle gerçekleşmiştir.

TEŞHİSİNİZ KONDUKTAN SONRA

OVER KANSERİ NEDİR?

Over kanseri kadın yumurtalıklarından köken alan bunun için de halk arasında yumurtalık kanseri olarak tanınan bir kanser türüdür. Yumurtalıklar kadında çoğalma organı olarak görev yaparlar, her ay yumurta üretmelerinin yanı sıra kadınlık hormonları olan estrogen ve progesteronun üretiminden de sorumludurlar. Normalde vücudumuzdaki hücreler bölünerek çoğalırlar ve böylece ölen hücrelerin yerine yenilerinin oluşması ve görev yapması sağlanır. Ancak normal hücreler kanser hücrelerine dönüşürse, bölünen hücreler kontrollarını kaybederek daha hızlı ve anormal şekilde çoğalmaya başlar ki bu da tümör denilen, halk arasında ur olarak da isimlendirilen kitlelerin oluşmasına neden olur. Bu kitleler komşu oldukları diğer organlar üzerine fiziki bası yapıp işlevlerini bozabilecekleri gibi, ana tümör kitlesinden kopan parçaların vücudun diğer bölgelerine yayılması ile tıp dilinde metastaz denilen yeni tümörlerin oluşması da mümkün olabilir.

Erken Teşhis Zor mu?

Over kanserinin henüz yeni olduğu safhalarda belli belirsiz ve geçici şikayetlere neden olması nedeniyle genellikle hastalar tarafından önemsenmez. Daha ileri safhalarda tümörün büyümesi ve kalın bağırsak üstüne baskı yapması kabızlık ya da ishal gibi şikayetlere yol açar. Karın ağrısı ve şişliği, dolgunluk hissi, bulantı kusma, gaz, ve bacak ağrısı gibi diğer şikayetlerde görülür. Over kanseri normal kadın doğum muayenesinde  tanınamayabilir, zira doktorun dikkatini sadece büyümüş bir yumurtalık çekebilir. Over kanseri hücreleri tarafından üretilen bir protein olan CA125 kandan bakılabilir ve yüksek seviyeleri over tümörünü belileyebilir. Bunun yanında vajinadan ya da karından yapılan ultrason ya da tomografi tetkikleriyle de overdeki anormallikleri saptamak mümkün olabilir.

OVER KANSERİNİN EVRELERİ

Eğer Over kanseri tanısı aldıysanız, kanserin yumurtalığınızdan dışarı sıçrayıp sıçramadığını belirlemek önemlidir. Doktorlar bu yayılımın derecesini evrelere ayırarak yaparlar, bu işleme de evreleme adı verilir. Over kanseri Evre 1’den (erken evre), Evre 4’e ( ileri evre) kadar olan dört basamaklı bir evrelemeyle sınıflanır. Over kanserinin tedavisi ve bu tedaviden beklenen başarı oranı bulunduğunuz evre ile ilişkilidir. Evreleme işlemi cerrahi olarak karın boşluğu içinin incelenmesi ve overlerden ve çevre dokudan alınan örneklerin tümör açısından incelenmesi ile yapılır. Over kanserinin evreleri şu şekildedir:

Evre 1: Kanser bir ya da her iki overdedir ama over içinde sınırlıdır.

Evre 1a- Kanser bir overinizdedir, ve over içinde sınırlıdır.

Evre   1b- Kanser heriki overinizdedir, ancak hala overler içinde sınırlıdır.

Evre 1c- Kanser bir ya da iki overdedir, ama kanser over sınırı dışına da çıkmıştır, over üstündeki bir tümöral kist patlamıştır, ya da karın içindeki sıvıda kanser hücreleri bulunmuştur.

Evre 2: Kanser pelvis denilen ve leğen kemiklerince çevrilen bölgedeki diğer organlara sıçramıştır.

Evre 2a: Kanser rahime, tüplere ya da her ikisine birden yayılmıştır.

Evre 2b: Kanser mesane ya da kalın bağırsağa yayılmıştır.

Evre 2c: Kanser 2a ve 2b deki yayılımların herhangi birisini yapmıştır ayrıca da; kanser over sınırı dışına da çıkmıştır, over üstündeki bir tümöral kist patlamıştır, ya da karın içindeki sıvıda kanser hücreleri bulunmuştur.

Evre 3: Kanser  karın içine yayılmıştır ya da lenf bezlerini tutmuştur.

Evre 3a: Kanser hücreleri karın içine yayılmıştır ama sadece çıplak gözle görülemeyecek ancak mikroskopta görülebilecek kadar küçük odaklar halindedir.

Evre 3b: Kanser hücreleri karın içine yayılmıştır ama büyüklükleri 2 santimetreden küçüktür.

Evre 3c: Kanser hücreleri karın içine yayılmıştır ve 2 santimetreden büyüktürler ya da lenf bezlerine de  sıçramıştır, ya da bu iki şart birden mevcuttur.

Evre 4: Kanser karaciğer, akciğer ya da diğer uzak organlara da sıçramıştır.

SİZİNLE İLGİLENECEK TIBBİ EKİBİ SEÇMEK:

Benimle ilgilenecek doktor ve ekibini nasıl seçeceğim?

Sizin hastalığınızla mücadeleyi yürütecek insanların hepsi bir orkestra ise jinekolojik onkolojistiniz bu orkestranın şefidir. Jinekolojik onkolojist Kadın Doğum uzmanı olduktan sonra üreme organlarının kanserlerininin tedavisiyle ilgili bir üst eğitim almış olan cerrahınızdır. Dolayısıyla bu orkestrayı yöneten doktorunuzu seçerken sadece hastalığınızı tedavi edebilecek olmasını değil, kişiliğini ve sizin ihtiyaç ve isteklerinize yanıt verebilecek olmasınıda gözönünde bulundurmalısınız.

Bu takımda başka kimler yer alır?

Bu ekipteki diğer elemanlar ise şunlardır: medikal onkoloji uzmanı (dahiliye uzmanı olduktan sonra kanser tedavisi konusunda bir üst eğitim almış kişi), radyasyon onkolojisi uzmanı (kanserin ışın tedavisi yoluyla iyileştirilmesiyle uğraşan uzman), kanser tedavisi konusunda tecrübeli ve eğitimli hemşire, sosyal hizmet uzmanları, fizyoterapi uzmanı ve diyetisyen.

Doktorunuzu seçerken dikkat etmeniz gerekenler:

  • Doktorun sizin hastalığınızın tedavisi konusundaki tecrübesi,
  • Doktorunuzun diğer doktorlar ve hastalar içindeki saygınlığı ve popülaritesi.
  • Doktorunuzla aranızdaki iletişimin kalitesi,
  • Doktorunuzun ihtiyacınız olduğunda erişilebilir olup olmaması,
  • Doktorunuzun size bir hastası olmanız dışında da insan olarak da  saygı gösterip göstermemesi,
  • Doktorunuzun çalışma ortamının size itici ya da katlanılmaz gelip gelmediği,
  • Doktorunuzun çalıştığı hastanenin hastalığınızın tedavisi konusunda bilinen bir hastane olup olmadığı.

İkinci bir fikir almak:

Size konulan teşhisin ve planlanan tedavinin doğru olup olmadığını ikinci bir ağızdan kontrol etmeyi birçok hasta gibi isteyebilirsiniz, bu ayrıca sizin uyum sağlayacağınız doktoru ararken seçenekleri görmeniz açısından da yararlıdır. Ancak birçok hasta değişik nedenlerden dolayı bu ikinci görüşü almaya gerek duymaz, bu nedenlerde; doktorlarının kırılmasından korkmak, ikinci bir masraf yapmamak, ya da kapı kapı dolaşacak enerjiye sahip olmadığını düşünmek  gibi sıralanmaktadır. Bu karar tamamen size kalmıştır, eğer ikinci ya da üçüncü bir görüş de ilk tanınızı ve tedavi planınızı doğruluyorsa  bu sizin için rahatlatıcı ve güven verici olacaktır.

İkinci bir görüş almaya karar verdinizse ikinci doktora soracağınız sorular şunları içermelidir:

  • İlk tanıya katılıyormusunuz?
  • Sizin önereceğiniz tedavi planı nasıl olacaktır?
  • Eğer farklı bir tedavi planı öneriyorsa neden farklı olduğu?

DOKTOR KONTROLLERİNE HAZIRLANMAK:

Sorularınıza yanıt bulmak tedavi için önemli bir adımdır.

Kanser olduğunuzu öğrenmek zihninizin içinde fırtınalara, uçuşan sorulara, korkulara ve şüphelere yol açacaktır. Bu soru, korku ve şüphelerin hepsini bir anda çözmek mümkün olmasa da doktorunuzla ve ekibin diğer elemanlarıyla konuşmak çözüme doğru atılmış önemli bir adım olacaktır. Bu yüzden dürüst, açıksözlü ve anlaşılır bir biçimde düşüncelerinizi ekiple paylaşın, iyi bir dinleyici ve öğrenci olmanız gerektiğini de unutmayın. Sağlık ekibinizle olan iletişimin iki taraflı olması gerektiğini unutmayın. Kanser hastalarının çoğu kendilerini tedavi edebilmek için çalışan ekiple dürüst ve sağlıklı bir iletişim içine girmelerinin kendilerine daha fazla huzur ve güven sağladığını ve rahat ettiklerini ifade etmektedirler.

SAĞLIK EKİBİYLE AÇIK BİR DİYALOG KURMAK:

  • Tecrübeli, nazik, hoşlandığınız bir insan karakterine sahip, siz istiyorsanız ailenizi de tedavinin içinde tutacak, ve size zaman ayrıabilecek bir doktorunuz olsun.
  • Doktorunuzla görüşmeden önce sorularınızı bir kağıda not edin.
  • En önemli sorunuzu önce sorun.
  • Bazı sorularınızın yanıtları sizi üzebilir, dolayısıyla gerçekten yanıtı duymaya hazır olduğunuz soruları sorun.
  • Bütün sorularınızın yanıtlarını alma hakkınız vardır, çok fazla teknik içerikli yanıtları kabul etmeyin açıklama isteyin.
  • İmkanınız varsa hastalığınız ve sorularınız hakkında önceden okuyun ( İnternet ya da tıp kütüphaneleri, sağlık ansiklopedileri).
  • Yanınızda görevi sadece dinlemek olan bir yakınınız olsun, hatta bir ses alma cihazı bile daha sonra aldığınız yanıtları tekrrar dinleyebilmek için yararlı olabilir.

ORGANİZE OLMAK:

Over kanseri hakkında öğreneceğiniz çok şey var, bu yüzden, planlı ve programlı olun:

  • Bir defter tutun,
  • Yapılacaklar listesi tutun,
  • Tedavi planınızı ve randevularınızı kayda geçirin.

SEÇENEKLERİNİZİ ANLAMAK:

Tanınızı anladığınızdan emin olun:

Eğer kendinizi tanınızı anlamamış hissediyorsanız, doktorunuzla tekrar bir görüşme isteyin. Temel şeyleri anlamadıysanız bundan sonraki gelişmeleri hiç anlayamazsınız. Doktorunuzun söylediklerini tam anladığınızdan emin olun, yanlış anlamalara yer bırakmayın. Unutmayın sorularınızı sormak ve yanıtlarını istemek en doğal hakkınızdır. Doktorunuza sorabileceğiniz ve sıkça sorulan sorular şunlardır:

  • Bana over kanserini anlatır mısınız?
  • Bütün over kanserleri aynı mıdır?
  • Evreleme nedir, benim evrem nedir?
  • Başka testler yapılacak mı?
  • Bu hastalık vücudumun hangi bölgelerini etkilemiş?
  • Tedavi seçeneklerim neler?
  • Benim için en uygun tedavi seçeneği ne? Bu seçenek en son ve hastalığıma ve evreme en etkili tedavi şekli mi?
  • Daha önce benim hastalığım ve evremden hastalarınız oldu mu?
  • Klinik çalışma nedir? Şu anda yürütülen ve over kanserine yenilik getirmesini beklediğiniz bir çalışma var mı? Nasıl ulaşabilirim?
  • Tedavim ne sıklıkla ve ne kadar sürede yapılacak?
  • Alternatif ya da tamamlayıcı tedaviler öneriyor musunuz?
  • Tedavimin ne kadara mal olacağını ve bana yük getirip getirmeyeceğini öğrenebilir miyim?
  • Tedavinin yan etkileri olacak mı? Bunlarla nasıl başa çıkabilirim?
  • Çalışabilecek miyim, çalışacaksam günlük normal çalışma ve işlerime ne zaman dönebilirim?
  • Egzersiz yapabilecek miyim? Cinsel hayatımı devam ettirebilecek miyim?
  • Herhangi bir diyet uygulamam gerekecek mi?

KLİNİK ÇALIŞMALAR:

Over kanseriyle ilgili klinik çalışmalar:

Birçok kanser tedavi merkezinde erken ve ileri evre over kanserleri için  yürütülmekte olan klinik çalışmalar mevcuttur. Bu çalışmalarda  araştırmacılar henüz kanıtlanmamış tedavi metodlarını ve ilaçları denemektedir. Bu çalışmalar belli kısıtlı şartları yerine getiren yani istenen hastalık özelliklerini taşıyan kadınları kabul edebilmektedir. Hastaların denek olarak kullanılmaması ve hasta hakları ve sağlığının tehlikeye atılmaması için bu tür çalışmalar çok sıkı devlet kontrolu altında tutulmaktadır. Birçok ileri evre over kanseri hastasının dirençli ya da tekrarlayan kanser nedeniyle bugün uygulanan tedavilerden yarar görmemeleri sonucu bu klinik çalışmalarda umut aradıkları bilinmektedir.

Klinik çalışmaların temel özellikleri:

  • Klinik çalışma hastalıkla savaşabilmek için denenen yeni bir yöntem ya da ilacın konu edildiği bir araştırmadır.
  • Her kanser hastası her klinik çalışma için uygun değildir.
  • Klinik çalışmalara katılanlar henüz piyasaya çıkmamış ilaç ya da yöntemleri deneyen ilk hastalar olurlar.
  • Bu çalışmalar araştırmadır ve yan etkileri de bulunur ve bunlar da araştırılır.
  • Hastalar her istedikleri zaman çalışmadan çekilebilirler.
  • Klinik çalışmalara dahil olan hastalar o gün için bilinen standart tedaviyi alan hastalara göre daha sıkı ve dikkatli izlenir.

Bir klinik çalışmaya dahil olmak sizin için uygun mudur?

Bir klinik çalışmaya katılmanız olası ise doktorunuza şu soruları sorabilirsiniz.

  • Ben bu çalışmaya katılmak için uygun musunuz?
  • Bu klinik çalışmadaki tedavi standart tedaviden  hangi açılardan farklı?
  • Araştırmacılar bu yeni çalışmanın neden yararlı olabileceğini düşünüyorlar?
  • Bu protokol ya da bileşenleri daha önce hiç denenmişmi?
  • Bu çalışmanın sorumlu yürütücüsü kimdir?
  • Bu protokolde kullanılan ilaçların yan etkileri nelerdir? Bunlarla nasıl başedebilirim?
  • Bu çalışma için başka bir şehire ya da merkeze gitmem gerekecek mi?
  • Bu çalışma bana yeni bir maddi yük getirecek mi?

TAMAMLAYICI TEDAVİLER:

Bu tedaviler bana uygun mu?

Tamamlayıcı tedaviler klasik tedavinin yanısıra kullanılan tedavi metodlardır. Bu amaca yönelik birçok yöntem mevcutsa da hepsinin ana felsefesi vücutta bir sorun varsa bütün vücudun tedavi edilmesi esasına dayanır. Bunlardan bazıları kendini iyileştirme, vücudun savunma mekanizmasının güçlendirilmesi, ve enerji kazanmaya yönelik tedavilerdir. Over kanserli hastaların  çoğu kanserle olan savaşlarını güçlü kılmak için bu yöntemlerden bazılarını kullanır. Bu sayede hastalıktan kaynaklanan psikolojik stresi azaltmak, ve yan etkileri azaltmak mümkün olmaktadır.

Bu tedaviler nelerdir?

Akapunktur: Çin kaynaklı bir tedavi metodudur. Vücudun enerji noktaları olduğu kabul edilen vücud bölgelerine küçük iğneler batırılması şeklinde uygulanır. Ülkemizde pek yaygın değildir, ve hastaların umutlarının kullanılabilmesi de sözkonusudur.

Meditasyon: Eski çağlardan gelen ve uzakdoğu kaynaklı bir rahatlama ve stress atma yöntemidir.

Homeopati: Doğa kaynaklı bitki ve hayvan ürünlerinin hastanın belirti ve şikayetlerine yönelik olarak kullanılmasıdır.

Masaj: Kas gerginliğini azaltmak, dolaşımı hızlandırmak amaçlı masaj uygulamalarıdır.

Tamamlayıcı tedavilerin güvenli kullanımı!

Ağrı tedavisi için etkinliği kanıtlanmış ve bilimsel olarak gösterilmiş olan akapunktur dışındaki destekleyici tedavilerin etkinliği tartışmalıdır. Bu yüzden hasta olarak bu tip bir tedaviye yönelmek istiyorsanız bile bunu doktorunuzla ve sağlık ekibiyle konuşun.

  • Bu tamamlayıcı tedavi benim klasik kanser tedavimi etkiler mi?
  • Benim tıbbi durumumu nasıl etkiler?
  • Bu metod nasıl etki göstermekte, mekanizması nasıldır?
  • Bu metod bilimsel olarak incelenmiş midir?
  • Bu yöntemi kullanan diğer kanser hastalarıyla görüşmem mümkünmüdür?
  • Bu yöntemi uygulayacak kişi bir diplomaya sahipmidir?
  • Bu kişiye ihtiyacımız olduğunda nasıl ulaşılabilir?
  • Bu ek tedavi bana ne kadar bir maddi yük getirecek?

İNTERNETTE HASTALIĞIMLA İLGİLİ BİLGİLERE ULAŞMA:

Günümüzde gelişen modern teknolojinin sağladığı imkanlar tüm dünyadaki hemen hemen her konuda bilgi kaynaklarına vede kanser konusundakilere ulaşmak çok kolay hale gelmiştir. Ancak ulaşılan bilginin güvenilir ve güncel olması da ana şartlardan biri olmalıdır. İnternet üzerindeki bilgi ve öneriler herhangi bir uzmanlar kurulu ya da otorite tarafından incelenmediği ve denetlenmediği için özellikle sağlık alanındaki öneri ve bilgilerin güvenilirliği tam değildir. Konusunda uzman bir doktordan tıpla uzaktan yakından ilgisi olmayan bir kişiye kadar herkes Web sayfası açabilir ve istediği önerileri yapabilir. Kansere yakalanmanın verdiği korku ve arayış içindeki hastalar bu tip insanların önerdiği bilimsel olmayan ve denenmemiş yöntemlerden zarar görebilirler. İnternet üzerinde hastalığınızla ilgili bilgi ve önerileri en güvenilir olarak konuyla ilgili kar amacı gütmeyen kuruluşlardan , tıp merkezlerinden, üniversite hastanelerinden, ve devlete bağlı kanser merkezlerinden elde edebilirsiniz. Bu8 bilgileri şu sorularla test edebilirsiniz:

  • Bu bilgi ve öneriler güvenilir tıp dergilerine mi dayanmaktadır?
  • Bunlara referans gösterilmiştir?
  • Bilgilerin tarihi güncel midir?
  • Bu bilgileri kim ya da hangi kuruluş sağlamaktadır?
  • Bu kişi ya da kuruluş yasal mıdır?
  • Bu bilgi ve önerileri internette yayınlayan kişi ya da kuruluş hakkında doktorunuz ve ekibi ne düşünüyor?

KANSERLE İLGİLİ ORGANİZASYONLARA ERİŞİM:

Over kanseri ile ilgili öğreneceğiniz bir çok şey mevcuttur, bunları öğrenmek için de  en iyi kaynaklar kendilerini bu işe adamış  kuruluşlardır. Bu kuruluşların çoğu over kanseriyle mücadeleyikazanmış insanlar tarafından yürütülür. Bu kişiler yararlı bilgilerin yanısıra tecrübe ve desteklerini de size aktarabilirler.

AMERICAN CANCER SOCIETY

www.cancer.org

A.B.D  de kansere karşı mücadeleyi ülke çapında yürüten bir gönüllü kuruluştur. Kitapçıklar, kitaplar, ve diğer basın ürünleriyle ayrıca web sayfası yoluyla da mücadelesini yürütmektedir.

CANCER CARE

www.cancercare.org

Kanserli hastalara ve yakınlarına duygusal desteğin yanısıra, bilgi ve danışmanlık veren gönüllü bir kuruluştur

JİNEKOLOJİK KANSER VAKFI

www.wcn.org

Amerikan Jinekolojik Onkologlar Cemiyeti tarafından kurulan ve kanserle mücadeleye kaynak yaratmayı amaçlayan bir kuruluştur

YAN ETKİLERLE BAŞETMEK:

Tedaviye hazırlanmak:

Bir tedavi planına (yaygın kullanımıyla tedavi protokoluna) karar verildiği andan itibaren bu tedaviyi günler ve saatler olarak planlamak ikinci adım olmalıdır. Bu  zaman şemasının oluşturulması için sağlık ekibinizle beraber çalışın. Bu zaman şemasında çok katı olmayın, gerek hastane şartlarından gereksede sizden kaynaklanabilecek plan değişiklikleri için bir esneklik bırakın. Başlamadan önce  şu soruları kendinize sorun:

  • Beni bekleyen şeyler neler?
  • Bu zaman dilimi içinde tedavimle çakışmasını istemediğim özel gün ve zamanlarım ( düğün, bayram, doğum günü) var mı?
  • Hangi günler ve günün hangi zamanı benim için en uygun tedavi zamanı olur?
  • Bana bu tedaviyi hangi kişiler verecek? Tedaviyi sağlık ekibinin hangi üyelerinin verceğini ve rollerinin ne olacağını öğrenin.
  • Doktorumu her seferinde görecekmiyim? Bu her seferinde gerekli olmayabilir, böyle bir beklentiye girip hayal kırıklığı yaşamamak için bu bilgiye baştan ulaşın.
  • Tedavimin her bölümü için yanımda bir aile bireyi ya da arkadaş olmalı mı? Eğer bu size destek sağlayacaksa bu isteğinizin mümkün olup olmadığını sağlık ekibinize danışın.
  • Tedavi sonrası eve gidebilmeniz için bir yardımcı ya da araca ihtiyacınız olacak mı? Ulaşım sorun olabilir, bunu gözönünde bulundurun.
  • Tedavi sonrasında bir süre için hastanede yatmanız ya da evde yatmanız gerekecek mi? Planlarınızı ve hazırlığınızı yapabilmeniz için bu ayrıntıyı öğrenin.
  • Tedavi şemanız esnek mi?Tedavinizi yaşadıkça ne zaman iyi hissettiğinizi, ne yaparsanız ya da neyi ne zaman uygularsanız daha iyi hissettiğinizi öğreneceksiniz dolayısıyla bu tecrübelerinizi tedavi şemasına ufak değişiklikler halinde aktarmanıza fırsat tanınıp tanınmayacağını öğrenin.

TEDAVİ ŞEMASI:

Over kanseri tedavisi geçiren kadınların ortak tecrübesi tedavi şemasının ve yaşadıklarının bir kağıt üstünde olmasının, ne yaşadıklarının ve neler planladıklarının  gözleri önünde bulunmasının çok yararlı olduğudur. Ayrıca tedavinin bitimine kalan süreyi bir geri sayma olarak değerlendirmek de sürenin kolay geçmesine yardım etmektedir. Bu tablo üstüne aldıklarınızın yanında alacağınız tedavinin tipini de yazabilirsiniz (örneğin radyoterapi, kemoterapi vs)

KEMOTERAPİDEN NELER BEKLEMELİYİM?

Kemoterapi korkusu:

Özellikle kemoterapiye başlamadan önce bütün hastalarda bir korku hakimdir zira neyle karşılaşacaklarını bilmemektedirler. Ancak zamanla kemoterapiyi yaşadıkça tecrübeleriniz artar, vücudunuzun ilaçlara nasıl yanıt verdiğini öğrenirsiniz ve yan etkileri sizi rahatsuız etse de bu ilaçların sizin adınıza kanserle savaştığını bilmek sizi rahatlatır.

Kemoterapi ilaçları nasıl çalışır?

Kemoterapi, kanser hücrelerinin güçlü kimyasal maddelerle yok edilmesi esasına dayanır. Genelde tüm vücuda yayılacak şekilde uygulandığı halde, bazı özel durumlarda vücudun belli bölgelerine de uygulanabilir. Kemoterapinin amacı cerrahi ya da radyoterapi öncesi tümörün büyüklüğünü küçültmek, vücudun diğer bölgelerine yayılan kanser hücrelerini yok etmek, ya da kanserin etkilerini azaltmak (ağrı gibi) olabilir. Kemoterapinin etki mekanizmasını anlayabilmek için öncelikle vücudumuzdaki normal hücrelerin de belli bir düzen ve kontrol içinde bölünerek çoğaldığını bilmeliyiz, ancak kanser hücreleri bu kontrolun dışına çıkıp hızlı ve düzensiz bir şekilde çoğalmaya başlarlar. Kemoterapi ilaçları ise bölünme mekanizmalarını bozarak kanser hücrelerinin çoğalmasını sınırlamaya çalışırlar. Bu ilaçlar aynı zamanda normal hücrelerin de bölünmelerini etkilediği için bazı kanserle ilgisi olmayan organlarınıza da etkiler. Saç dökülmesi, ağız aftları, bulantı, kusma, ishal gibi kemoterapi yan etkilerinin çoğu da işte bu sağlam dokuların da etkilenmesine bağlıdır.

Kemoterapi nasıl verilir?

Kemoterapi belli başlı kanser merkezlerinde, hastanelerde, ya da doktor ofislerinde verilebilir. Dozaj ve sıklık değişkendir. Bazı antikanser ilaçlar ağızdan alınabilir, bazıları enjeksiyon yoluyla uygulanabilir, ancak çoğunluğu damar yoluyla serum içinde verilir. Damardan verilen ilaçlar tüm vücuda yayılır ve her nerede olursa olsun  kanser hücrelerini yok eder. Over kanserinde kemoterapi uygulanmasının diğer bir yolu da ilacın iğne ile karın boşluğuna verilmesidir (intraperitoneal). Bu yol ayrıca ameliyat sırasında vücut ısısı üzerine çıkarılmış kemoterapi ilacının karın boşluğuna verilmesi olarak da uygulanabilir.

Kemoterapinin  yan etkileri:

Kemoterapinin yan etkileri can sıkıcı olsa da vücudunuzun ilaca yan etki olarak gösterdiği her belirti verilen ilacın vücudunuzda kanserle savaştığının ve bu sırada normal hücrelerinizin de etkilendiğinin bir kanıtıdır. Günümüzde bu yan etkileri sınırlamanın birçok yolu mevcuttur; bulantıyı kesici ilaçlar almak, az az yemek, besleyici yemek, bol sıvı almak ve kişiyi rahatlatıcı aktiviteler bunlardan bazılarıdır.

Saç dökülmesi ile mücadele:

Bir hastanın “Saçlarımı kaybetmek tedavinin en kötü etkisiydi, aynaya bakmaktan nefret eder hale gelmiştim, ama eşim ikimizin bir ortak noktsı daha olduğunu söyleyince çok güldüm, çünkü artık ikimiz de keldik.” şeklinde ifade ettiği bu önemli yan etki, hastaları en çok üzen yan etkilerin başında gelmektedir. En etkili yöntemler olan radyoterapi ve kemoterapinin saç dökme etkisi bulunmaktadır. Kemoterapi tüm vücudu etkiler ve saç, kaş, kirpik gibi tüm kıl dokusu dökülür ama geçicidir. Radyoterapi ise sadece uygulandığı bölgedeki saçları döker ancak bu etki kalıcıdır. Bazı hastalar saç dökülmesini kanserin kendisi kadar kötü birşey olarak algılar hatta kanser olmanın bir göstergesi olarak algılar. Birçok kadın için saçının rengi ve şekli kimliğinin bir belirleyicisi olduğu için saç dökülmesinin korkutucu olması doğaldır. Ama şunu unutmamalısınız ki saçlarınızı döken ilaç sizi kanserden kurtarmaya çalışıyor.

Çözümler:

  • Peruğu deneyin: Günümüzde gerçek saçtan ayıredilemeyen peruklar mevcuttur ve kendi gerçek saçınıza ve rengine yakın bir perukla yakınlarınız bile bunu anlamayabilir.
  • Saçınızı çok kısa kestirin: saçınızı tedavi öncesi günümüzde gençlerin modası olan asker tıraşına yakın kestirirseniz bu görüntüye önceden alışmış olursunuz, saçlarınızın dökülmesi size ayrı bir travma oluşturmaz.
  • Eşarp, türban, şapka, bere gibi günlük giyiminizle uygun düşen bir seçenek de denenebilir.
  • Tedavi sırasında saçlarınız güçsüz ve cansız düşeceği için iyi bakın, döküle saçlarınızı dikkatle toplayın  yolmayın, saçınızı daha seyrek ve yumuşak bir şampuan çeşidiyle yıkayın.
  • Tedavi sırasında saç boyası, jölesi gibi kimyasallardan kaçının saç derinizi güneşten korumak için bir şapka kullanın, gözlerinizi güneşten korumak için güneş gözlüğü kullanmayı ihmal etmeyin.

HALSİZLİKLE MÜCADELE:

Bazı günlerde konuşmaktan bile yorulacak kadar halsiz hissedebilirsiniz. Çoğu hasta bunu direkt tedaviyle değil de hastalığıyla ilişkilendirse de yorgunluk ve halsizlik tedavinin önemli bir yan etkisidir.

Eğer aşağıdaki durumlardan yakınıyorsanız halsizlik probleminiz var demektir:

  • Fiziksel, duygusal, ve aklen yorgunsanız,
  • Kol ve bacaklarınızı taşıyamıyorsanız,
  • Günlük aktivitelerinize ilginizi yitirdiyseniz,
  • Bir konuda konsantre olmakta ya da sağlıklı düşünmekte zorlandığınızı hissediyorsanız.

Kanser tedavisi uykusuzluğa yol açabileceği gibi uyku hali de yaratabilir. Kansere bağlı ağrı, stres, huzursuzluk, ya da depresyon vücudunuzu yükünü arttırabilir. Tedavi sırasında kendinizi normale göre daha az enerjik hissetmek normaldir. Bu durumlarda önemli olan vücudunuzu anlamaktır, nasıl susuamış hissetmek vücudunuzun su istediği anlamına geliyorsa yorgun hissetmekte vücudunuzun dinlenmeye ihtiyacı olduğunu gösterir.

Yorgunluğunuzu geçirebilmek için şunları deneyin:

  • Mümkün olduğu her an ayakta durmaktansa oturun, kendinize kısa dinlenmeler yaratın.
  • Enerjinizi sizin için gerçekten önemli işler için saklayın, daha az önemli şeyleri erteleyin ya da birisinin onları sizin için yapmasını sağlayın.
  • Çalışma düzeninizi gün içinde iyi ve kötü hissettiğiniz saatlere göre ayarlayın, gerekirse bu saatleri belirlemek için birkaç gün bir defter tutun.
  • Aktivite kan dolaşımınızı arttırır, ve vücudunuza enerji dağılımını sağlar, kısa da olsa yürüyüşler yapın.
  • Bol miktarda sıvı alın, ne çeşit sıvıların yararlı olacağını bir diyetisyene danışın.
  • Beslenin!, Yiyecekler sizin vücudunuzun yakıtıdır, mümkün olduğunca besleyici şeyler yemeye çalışın bunları öğrenmek için de diyetisyene danışın.
  • Yemek yaparken bütün yemekleri sofraya oturmadan hazırlayın ve öyle başlayın, yiyeceğiniz miktarın iki katı pişirin ve yarısını ilerde kullanmak için dondururak saklayın, birbaşka öğünde hazır yemeğiniz olur.
  • Geceleri mümkün olduğunca uyuyun, çalar saatleri hayatınızdan çıkarın.
  • Yatmadan önce dinlenin, biraz müzik dinlemek ya da ılık bir banyo yapmak gibi.
  • Öğleden sonra ve akşam kafeinli içeceklerden uzak durun, kafeinin etkisi saatlerce sürer unutmayın.
  • Bunlara rağmen uykuya dalmakta zorlanıyorsanız doktorunuzdan bir ilaç yardımı alın.
  • Doktorunuza kansızlığınızın (anemi) olup olmadığını sorun varsa bunun için de ilaç alın.
  • Mutfakta taşıyabileceğiniz ve kullanabileceğiniz tencere ve aletler kullanın, ağır şeylere güç harcamayın.
  • Vücudunuzun içinde nefes alabileceği bol ve rahat şeyler giyin ayakkabı seçerken de ince topuklu ve yumuşak tabanlı bir ayakkabı seçin, bu size daha az enerji harcatır.
  • Banyoda sıcak su yerine ılık suyla yıkanın, havluyla kurulanmak yerine bir bornoz giyerek oturun ve kurumayı bekleyin, bu da sizin boşa enerji harcamanızı engeller.

VÜCUDUNUZU ENFEKSİYONDAN KORUMAK

Tedavi sırasında en önemsiz enfeksiyonlar bile çok önemli olabilir, kendinizi bu tür iltihabi hastalıklardan korumayı öğrenmelisiniz.

Vücudunuzda kanı oluşturan hücrelerin bir grubu olan beyaz kan hücreleri (lökositler) enfeksiyona karşı savaşan hücrelerdir. Kemoterapi ilaçları bu hücrelerin sayısını azaltır, ve sizi enfeksiyon kaynağı mikroplara karşı daha savunmasız bırakır. Sayı ne kadar düşükse bu tehlike o kadar yüksektir.

Bunları önemseyin ve önlem alın:

  • Ellerinizi sık sık ılık sabunlu suyla yıkayın. Yemeklerden önce mutlaka yıkayın, parmak aralarına ve tırnak altlarıına özellikle dikkat edin.
  • Hasta olduğundan şüphelendiğiniz, öksüren hapşıran ya da başka enfeksiyon hastalığına dair belirtiler gördüğünüz insanlardan uzak durun. Kalabalık ortamlardan ve yeni aşı olmuş bebek ve çocuklardan uzak durun.
  • Tırnaklarınızı düzenli kesin, tırnak kenarlarındaki deriyi kesmeyin, yırtmayın, yemeyin.
  • Olası kaza ve yaralanmalardan korunmak için makas, bıçak ve benzerlerini dikkatli kullanın.
  • Yaralandığınız durumda bölgeyi ılık su ve sabunla yıkayın, antiseptik krem ya da tozlar kullanın yara büyükse ya da durumunu beğenmiyorsanız doktora gösterin.
  • Dişlerinizi fırçalayın ama bunu yumuşak kıllı bir fırça ile yapın, dişetlerinizi sert fırçalar ya da sert hareketlerle kanatmayın. Diş fırçanızı sık yenileyin.
  • Hergün ılık bir banyo yapın, banyodan sonra derinizi kuru bırakmayın nemlendirici kremler kullanın. Cerrahiden sonraki dönemde ne zaman banyo yapabileceğinizi doktorunuza danışın.
  • Çiğ sebze ve yıkanmamış meyve yemeyin, posalı meyveleri tercih edin ve kabuklu meyveleri soyma işini bir başkasına yaptırın.
  • Et, balık ve yumurtayı iyice pişirin, şarküteri ürünleri ve güvenilmeyen peynirlerden uzak durun.
  • Vücudunuzu idrar yolu enfeksiyonlarından korumanın en kolay yolu bol sıvı içmektir unutmayın.
  • Kabız olmamaya çalışın, çünkü kabızlık anüs bölgesinde çok küçük kanama ve çatlaklara neden olur, bu da enfeksiyona davetiye çıkarır. Posalı diyetler ve bol sıvı alımı en uygunudur.
  • Hayvan besliyorsanız onlarla uğraşmayı başkasına devredin.
  • Bahçe ile uğraşıyorsanız, ya kalın eldivenler kullanın ya da uğraşmayın.
  • Eğer aşağıda sıralanan enfeksiyon bulgularından sizde varsa hemen doktora haber verin;
    • 38 dereceyi aşan ateş,
    • Titreme, üşüme,
    • Gece terlemeleri,
    • Boğaz ağrısı, yutkunma güçlüğü,
    • Bir yarada ya da serum yerinde kızarıklık, şişlik ve hassasiyet varsa,
    • Öksürük, nefes darlığı ya da göğüs ağrısı,
    • İshal,
    • İdrar yaparken yanma,
    • Anormal vajinal akıntı ve kaşıntı.

İSHAL VE KABIZLIKLA MÜCADELE

Tedaviniz sırasında ishal ya da kabızlık yaşayabilirsiniz. Bağırsak alışkanlığınızdaki bu değişikliklerin nedeni kemoterapi, cerrahi, radyasyon tedavisi, ağrı için aldığınız ilaçlar, diyetinizdeki değişiklikler, kansızlık, ya da fiziksel aktivite azlığı olabilir. İshal ve kabızlık rahtsız edici hatta bazen tehlikeli olabilir.

Eğer ishal olursanız:

  • Sık sık ama küçük miktarlarda beslenin,
  • Sizi rahatsız edecek ya da bağırsaklarınızı daha hızlı çalıştıracak içeceklerden uzak durun, bunlar kafeinli içecekler, tatlılar, alkol, kızarmış ve yağlı yiyecekler olabilir, ayrıca çok sıcak ya da soğuk yiyeceklerden de kaçının.
  • Bol miktarda oda sıcaklığında sıvı alın. Su, açık çay, ayran ve meyve suları olabilir.
  • Yemek öğünleri arasında sıvı alımına devam edin.
  • Çok posalı yiyeceklerden kaçının, bunlar ishali arttırır. Bunlar bakliyat, sebzeler, taze meyve, ve mısır gibbi ürünlerdir.
  • Karın boşluğunuza ılık suyla dolu bir şişe koyun, bu kramplarınızı azaltır.
  • İshal önleyici ilaç almadan önce mutlaka doktora danışın bu ilaçlar bazen zararlı olabilir.
  • Ateş, kanlı dışkı, ya da aşırı karın ağrısı mevcutsa doktorunuza ulaşın.

Kabız olmamak için:

  • Bol  miktarda kafeinsiz içecekler için, en güzeli sudur unutmayın.
  • Günlük yürüyüşler yapın hareket bağırsak çalışmasını arttırır.
  • Laksatif denen dışkı yumuşatıcıları almaya başlayabilirsiniz, bunları alırken bol miktarda su için.
  • Posalı yiyecekler yiyin
  • Erik ya da erik suyu kabızlığı engeller, taze halde ya da kurusundan yapılmış kompostoları deneyin.

Kabız olduysanız:

  • Yukarıda kabız olmamak için sıralananları deneyin.
  • Limon çayı ya da açık çay şeklinde sıcak içecekler için.
  • Şiddetli karın ağrısı varsa doktorunuza haber verin.
  • İlaç kullanmak için mutlaka doktorunuzun önerisini alın, bazı ilaçlar zararlı olabilir.

SİNİRLERE BAĞLI YAN ETKİLERLE MÜCADELE

Kanser olmayan insanlar bile kemoterapinin saç dökülmesi gib yanetkileri olduğunu bilir, ancak çok az insan sinir rahatsızlıklarından haberdardır. Bazı kemoterapi ilaçları beynimizi, omuriliğimizi, ve sinirlerimizi etkileyebilir. Bu sistem etkilendiğinde çok değişik yanetkiler ortaya çıkar.

Bunlardan en sık görüleni periferal nöropati denen ve el ve ayaklarda alışılmadık hisler ya da hissizliklerle ortaya çıkan tablodur. Bu hisler uyuşma, karıncalanma, yanma, dokunmaya karşı aşırı hassasiyet, ya da kas güçsüzlüğü şeklinde olabilir. El becerinizin azaldığını, ya da dengenizi sağlayamadığınızı hissedebilirsiniz. Sinir sistemine ait diğer sorunlarda çene ağrısı, kas sertlikleri, kulaklarda çınlama, ve işitme azalması şeklinde olabilir. Bu belirtilerden herhangibirinin kendinizde olduğuna inanıyorsanız doktorunuza haber verin, çünkü buna göre ilaçlarınız değiştirilebilir ya da azaltılabilir. Ayrıca bu durumlarda bu yan etkileri azaltabilecek vitaminler vi diğer ilaçlar mevcuttur. Bu yan etkilerin çoğunluğu kemoterapi bittikten sonra zamanla kaybolsada bazıları kalıcı hasar sonucu olabilir.

  • Doktorunuza hangi belirtiler olduğunu açıkça anlatın.
  • El beceriniz azalmış olacağı ve derinizin hissetme gücü azalacağı için kesici aletler ya da kaynar sularla uğraşmayın.
  • Ayaklarınızı hisstmeden yaralamaması için ayakkabı seçiminizi iyi yapın, rahat, geniş, vurmayan, yumuşak tabanlı ayakakbılar giymeye özen gösterin.
  • Günlük aktiviteleriniz sırasında dikkatli olun, merdiven çıkarken korkuluklara tutunun, banyoda kayıp düşmemek için önlem alın.
  • Kendinize masaj yapın, ellerinizi ve ayaklarınızı ovun.
  • Düzenli yürüyüş yapın.
  • El ve ayaklarınızdaki yanma hissi için ılık ya da soğuk suyla yıkayın.

TAT DEĞİŞİKLİKLERİ İLE MÜCADELE

Kemoterapi için kullanılan ilaçlar tat hissinizde değişikliklere yol açar, yiyeceklerin tadı eskisi gibi gelmeyebilir. Ağzınızda çoğunlukla metalik bir tat hissedersiniz, bu tadı bazı yiyeceklerde kötü bir koku olarak da algılayabilirsiniz. Bütün bunlar olamsa bile hastalığınız konusundaki stresiniz ve tedavinin diğer yanetkileri sizde yemek yeme isteğini azaltmış olabilir. Ama şunu unutmayın ki beslenmek şu anda sizin için hiç olmadığı kadar önemlidir. Hastalığınız ve tedavide kullanılan ilaçlar nedeniyle vücudunuzun besin ihtiyacı normale göre artmıştır ve kanserle savaş için daha fazla enerjiye ihtiyacınız vardır. İyi beslenmeyi tedavinin bir parçası olarak görün. Eğer doktorunuz aksi birşey söylemediyse ana amacınız kilo kaybetmemek ve mümkün olduğunca bol beslenmektir.

  • Yemek takımınızda metal çatal kaşık yerine plastik olanlara yer verin.
  • Dişlerinizi sık sık fırçalayın, ağzınızı karbonatlı suyla gargara yapın.
  • Bol miktarda sıvı için.
  • Yemeğinizin tadını daha iyi almanıza yardım ediyorsa tuz, biber, ve diğer baharatları rahatlıkla kullanabilirsiniz.
  • Soğuk besinlerde daha az kötü tat hissedersiniz, bunun için yemeklerinizi mümkün olduğunca soğuk yenebilen besinlerden oluşturun.
  • Eğer kırmızı et size tat vermiyorsa, protein kaynağı olarak diğer et türlerini seçin (balık, tavuk, hindi, yumurta).
  • Etlerdeki kötü tat hissini almamak için soslar ya da baharatlar kullanın.
  • Taze meyve suları, sert şekerleme türleri, ya da naneli sakızlar ağzınızdaki kötü tat hissini azaltır.
  • Yüksek kalorili, yüksek proteinli besinleri tercih edin, bunlara örnek olarak yerfıstığı ezmesi, dondurmalar, yoğurt, kuru bakliyat, yumurta ve peynir sayılabilir.
  • Doktorunuza danışmadan ya da dietisyeninize haber vermeden piyasada her derde deva diye satılan vitamin ya da destekleyici ilaçları kullanmayın zarar görebilirsiniz.

YAPAY MENAPOZDAN SONRA HAYAT?

Over kanseri tedavisi içinde cerrahi olarak yumurtalıklarınız alınacağı için henüz menapoza girmemiş kadınlar cerrahi menapoz denen olayla karşı karşıya kalacaklardır. Doğal menapoz kadından kadına değişmekle beraber genelde 45-50 yaşları arasında  kadını çocuk doğurma yeteneğini kaybetmesiyle sonuçlanan bir değişimdir. Normal menapoz geniş bir zaman dilimine yayılır, ve yumurtalıkların yumurta ve kadınlık hormonu üretimini yavaş yavaş azaltmasıyla gerçekleşir, oysa cerrahi menapozda bu olay bir gün içinde olur. Belirtiler normal doğal menapoza benzese de daha şiddetli hissedilir:

  • Sıcak basmaları: ani bir sıcak hissetmedir. Bu sırada kızarma ve terleme de olabilir, bu durum 30 dakikaya kadar sürebilir.
  • Vajinal kuruluk: kadınlık hormonunun azalması sonucunda vajen duvarı incelir ve kurur, bu da sexüel ilişkinin zorluğuna ve ağrıya neden olabilir.
  • Hormon azalması nedeniyle sexüel ilişki isteği azalabilir.
  • Ruhi durmunuzda değişiklikler olabillir.

Bunların dışında estorjen azalmasına bağlı olarak kemik erimesi (osteoporoz) ve kalp hastalıklarına yatkınlık artar. Bu etkileri ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için doğal menapozda kullanılan hormon tedavisinin kanserli hastalarda da kullanımı kişiye ve duruma göre ayarlanması gereken bşir konu olduğu için bu konuyu doktorunuzla konuşmalısınız.

Menapoz belirtileriyle başedebilmek için:

Sıcak basmalarıiçin:

  • Kıyafetleriniz sıcak hissettiğinizde çıkarabileceğiniz katlar halinde giyinin.
  • Sıcak hissettiğinizde soğuk bir içecek için.
  • Yatağınızın başında bir buz torbası bulundurun.
  • Pamuklu giysiler ve çarşaflar kullanın.
  • Kafeinli içecekler, alkol, sıcak içecekler ve yiyeceklerden uzak durun.
  • Sıcak ortamlarda bulunmayın, serin duşlar yapın.

             Vajen kuruluğu için:

  • Sex sırasında daha rahat olmak için kayganlaştırıcılar ya da nemlendiriciler kullanın, bunları her eczanede bulabilirsiniz.

      Sex isteğindeki azalma içiğn:

  • Bu durmua yol açan hormonu ilaç şeklinde içmek için doktorunuzla konuşun.

               Diğer belirtiler için:

  • Eksersiz yapın.
  • Ruhen iyi hissetmiyorsanız doktorunuzla bir ilaç alımı için görüşün.

SEKSÜEL İLİŞKİ AKLINIZA GELEN EN SON ŞEYSE

Hastalığın getirdiği stres nedeniyle seks isteğiniz azalmış ya da sıfıra inmiş olabilir. Ayrıca isteğiniz olsa bile yorgunluk, halsizlik ve diğer yan etkiler nedeniyle buna haliniz olmayabilir. Seksüel isteğinizin azaldığı bu dönemde eşinizin desteğine hiç ihtiyacınız olmadığı kadar muhtaçsınızdır. Eşinizin sizi, sizin de eşiniz anlayabilmeniz için en doğru yol sorunları ve görüşleri paylaşmaktır, eşinizle çekinmeden ve utanmaksızın konuşun. Seks dışı birliktelikler de sizi ve eşinizi mutlu edebilir (elele tutuşmak, birbiriniz öpmek gib şeyler de sevginizi gösterebilir unutmayın).

Cinsel hayatınızı tekrar başlatmak istediğinizde:

  • Eşinize ne istediğinizi ve nereye kadar istediğinizi anlatın.
  • Eşinizin de size zarar vermekten korkuyor olabileceğini unutmayın, bazı eşlerin kanser kapmaktan korktuklarını söyledikleri bile görülmüştür, bu tip ya da başka kaygıları doktorunuzla ya da başka bir sağlık danışmanı ile konuşabilirsiniz.
  • Sexüel ilişkinin birleşme dışında öğeleri olduğunu unutmayın, sex sadece birleşme değildir.
  • Cinsel ilişki öncesi ve sonrasında dinlenin, kendinizi en iyi hissettiğiniz zamanı sekse ayırın.
  • Cinsel ilişki  öncesinde ve sırasında kendinizi yormayacak bir pozisyon seçin.
  • Birleşme sırasında nemlendirici ya da vazelin gibi kayganlaştırıcılar kullanın.
  • Hem siz hem de eşiniz seks öncesinde ve sonrasında banyo yapın, bu enfeksiyon kapma riskini azaltır.

DESTEK ARAYIŞI

AİLEYE VE ARKADAŞLARA HABER VERMEK

Bu haberi yakınlarıza söylemek, kanser korkularınızı paylaşmak sizi rahatlatacağı gibi yakınlarınızın size destek olmak için neler yapabileceklerini ayarlamalarına da fırsat verir. Günlük aktivite ve ihtiyaçlarınıza yardım etmek, sizdeki değişiklikleri anlayabilmek, ve umudu paylaşmak açısından en doğrusu teşhisinizi yakınlarınızdan saklamamaktır.

Kimlere söylemelisiniz?

Bu tamamıyla kişisel bir seçimdir. Bunu şu soruylada belirleyebilirsiniz; “Çevremden kim bu hastalığa yakalansaydı benim haberim olması gerektiğini düşünürdüm?”. Herkesin durumu ve şartları farklıdır, bazı hastalar sadece ailesiyle paylaşırken, bazıları tüm arkadaşlarının bunu bilmesi gerektiğine inanır.

Başkalarına söylerken size yardımcı olacak ipuçları:

  • Açık ve direk söyleyin.
  • Size insan olarak yakın hissettiklerinize  yüzyüze söyleyin.
  • Diğer çevrenizdekilere mektup, telefon gibi yollarla haber verin.
  • Düşünce ve hisleriniz açıkça söyleyin yardım ve işbirliği istediğiniz konuları da belirtin.
  • Hastalığınızı söylediğinizde alacağınız tepkilere –bazıları çok şaşırtıcı olabilir- hazırlıklı olun.
  • Kanser hastası olan başka insanların bu evredeki tecrübelerini ve öğütlerini alın.
  • Kime, nerede, ne zaman, ve nasıl söyleyeceğiniz konusunda duygularınıza güvenin.

ÇOCUKLARINIZIN ANLAMASINA YARDIMCI OLUN

Ailedeki herkes hastalığınıza çeşitli tepkiler verecektir ama çocukalrınız için bu daha önemlidir, bu yüzden hastalığınız ile ilgili bilgi ve gelişmeleri onlarla paylaşın. Bu onların sizdeki değişimleri anlamasına ve kabul etmesine yardım eder. Unutmayın özellikle küçük yaştaki çocuklar olayları olduğundan daha kötü ve korkutucu olarak yorumlar. Çocuklarınızla güven verici, açıklayıcı ve sevgi dolu bir iletişim kurun.

Sıkça sorulan sorular:

  • Çocuklarıma ne zaman söylemeliyim?  Teşhisiniz konduktan sonra mümkün olduğunca erken söyleyin.
  • Bu konuyu çocuklarıma kim söylemeli?  En iyisi sizin söylemenizdir, ama kendinizi kötü hissediyorsanız bunu başka bir yetişkin de yapabilir (kocanız, büyükanne, büyükbaba, yakın bir aile dostu).
  • Gerçeğin ne kadarını söylemeliyim?   Ne söyleyeceğiniz, ve kullanacağınız üslup konuştuğunuz her çocuğun yaşına göre değişir, bunu siz belirlemelisiniz.
  • Çocuklarımın yaşı farklı olsa da hepsine ortak söylenmesi gerekenler nelerdir? 
    • Kanserinizin türünü ve tedavi görmeniz gerektiği.
    • Saçlarınızın döküleceği ve bir süre yorgun hissedeceğinizi.
    • Kanserin kimsenin hatası olmadığını.
    • Size yakın olmakla ya da dokunmakla kanserin bulaşmayacağını.
    • Evde bazı değişiklikler olabileceği, bazen hastanede yatmak zorunda kalabileceğinizi ama yinede çocukların hertürlü ihtiyacının babaları ve yakınlar tarafından karşılanacağını.
    • Size sormak ya da söylemek istedikleri birşey olup olmadığını.
  • Çocuğunuz bu hastalık yüzünden sizin ölüp ölmeyeceğinizi yaşına bağlı olarak sorabilir, hem dürüst olmalı hem de onlara cesaret ve umut aşılamalısınız. Onlara kanserin bir hastalık olduğunu ve ölümle eşanlamlı olmadığını anlatın.
    • Çocuğunuzun öğretmeninin ve okul yöneticisinin bunu bilmesi onun mücadelesine katkıda bulunmaları açısından yararlı olabilir.
    • Çocukalrınıza ne söylediğiniz kadar nasıl söyleyeceğiniz de önemlidir, örneğin konuşmaya başlamanızla ağlamaya başlamanız bir oluyorsa, onlara hastalığınız yüzünden sinirlerinizin bozuk olduğunu ama bundan sonra iyi ya da kötü her gelişmeyi dürüstçe onlara kataracağınızı söyleyebilirsiniz.

KANSER AİLESEL BİR SORUNDUR

Yıllarboyunca kendi iç dinamiklerini kurmuş olan ailenizdeki bu yeni hastalık aslında herkesin hastalığı durumundadır, çünkü herkes bir şekilde etkilenecektir. Bu yüzden iletişim kanallarınızı açık tutun ve karar alırken birbirinize destek olmayı ve birlikte hareket etmeyi unutmayın. Aile içindeki görev değişiklikleri nedeniyle özellikle çocuklarınıza özen göstermeli onları anlamalısınız. Küçük yaştaki bir çocuk babasının pişiridği yemeklerden memnun olmaz ve bu onun için önemli bir sorunken, daha ileri yaşlı bir çocuk diğer aile bireylerinin onun hayatına karışmasından mutlu olmayabilir. Bir başkasının duygularını kontrol edemeyeceğiniz için çocuklardan birinin sevdiği bir kişinin kanser olmasını kızgınlıkla karşılamasını da anlayışla karşılamalısınız.

Sizin hastalı ve tedavi döneminiz boyunca aile içindeki yüzlerce ayrıntı niteliğindeki işin nasıl yürütüleceğinin sonradan sorun olmasını istemiyorsanız, baştan bir plan yapabilir ve sizin üstlenemeyeceğiniz işlerin  siz döenene kadar nasıl halledileceğini belirleyebilirsiniz, bu planlamayı aile bireyleriyle beraber yapmak mantıklı olacaktır.

SİZİN DUYGULARINIZ

Ne hissediyorsanız normaldir:

Kanser olduğunuzu duyduğunuz anda  nasıl reaksiyon vereceğiniz tamamen kişisel bir olaydır. Ama yine de bazı duygu ve tepkiler daha sık rastlanır, bunlar:

  • Korku,
  • Kızgınlık,
  • Üzüntü, çöküntü,
  • Bunalma,
  • Yalnızlık hissi,
  • Ağlama,
  • İştah kaybı,
  • Uykusuzluk,
  • Konsantrasyon kaybı,
  • Karar verememe,
  • İnanamama,
  • Kontrolünü kaybetme hissi,
  • Mantıksız düşünceler,
  • Seksüel isteğin azalışı ya da tamamen kaybı.

Bu duyguların hiçbirini yaşamayabileceğiniz gibi hepsini birden de yaşayabilirsiniz. Bu duyguların hangisini daha çok yaşadığınız içinde bulunduğunuz zamanla da ilgilidir, örneğin tedavi aşamasındayken ilk aşamadan farklı olarak kişisel destek ihtiyacınız, finansal sorunlar gibi değişkenler de işin içine girmeye başlayacaktır.

Herşeyin başında duygularınız herneyse onları saygıyla karşılayın ve kendinize bunları hissetmenizin doğal olduğunu herkesin butür şeyleri yaşadığını söyleyin. Bu duygıularınızı içinize atarak biriktirmeyin, paylaşın. Bazı araştırmalar göstermektedir ki kanseri yenerek hayatına devam eden hastalar duygularını ve düşündüklerini özgürce ifade edenler arasından çıkmaktadır. Yani duygularınızı açıklamak ve paylaşmak rahatlamak açısından tedavinize yardım edebilir. Ağlamak ve iç çekmeğe harcadığınız enerjiyi bunun yerine hastalığınızla savaşa yöneltin. Sizinle benzer hastalığı paylaşan insanlarla konuşmak ve iletişim içinde olmak da yararlıdır. Tabii bu iletişim oturup beraber ağlamak ya da döbvünmek şeklinde değil yapıcı hastalığı yenmek amaçlı olmalıdır.

BIRAKIN ÖZGÜRCE ÖFKELENİN

Sinir ve öfke nasıl kontrol edildiğine bağlı olarak yararlı ya da yıkıcı olabilir. Öfkenizi içinize atıp beklemek sizin enerjinizi tüketir. Öte yandan huysuzluk yapmak, yabancı insanlara saldırmak, ya da sevdiğiniz insanları değersiz şeyler için kırmak da moralinizi kötü yönde etkiler. Öfkenizin bilincinde olun ve bunu yapıcı yöne yönlendirin, kendinizi bu şekilde daha enerjik ve hastalığınızla savaşa hazır hissedersiniz. Öfkenizi geçiştirmek için size birkaç öneri:

  • Yastık fırlatın ya da parçalayın,
  • Yürüyüşe çıkın,
  • Sebze ayıklayın ya da temizleyin,
  • Öfkenizi ve enerjinizi yazmaya yönlendirin, şiirler, yazılar, vs,
  • Duygularınızı bir arkadaşa, aileden birine, ya da kanserli başka bir hastaya anlatın,
  • Rahatlatıcı egzersizler yapın mesela derin nefesler almak gibi,
  • Sevdiğiniz bi iş yapın, bu resim yapmak da olabilir çocukalara kurabiye pişirmek de olabilir,
  • Çok kötü hissediyorsanız bir psikiatrist ile konuşun.

ANKSİYETE İLE MÜCADELE

Anksiyete kafanızı toplayamamanız ve belli birşey düşünemeden konudan konuya atlayarak sanki ileri geri sarılan bir teyp kaseti gibi kafanızda fikirlerin, görüntülerin uçuştuğu anlara verilen isimdir. Genel bir kaygı ya da bir şey olacakmış hissi gibi ifade edilir. Bu çeşitli stresler ve korkular karşısında normal bir durumdur. Çok kısa sürebileceği gibi, saatlerce de sürebilir. Bu anlarda sadece duygusal dalgalanmalar yaşayabileceğiniz gibi fiziki değişiklikler de hissedebilirsiniz, bunlar:

  • Mide ağrısı,
  • Ellerinizde terleme,
  • Nefes almada güçlük,
  • Vücudunuzda titreme,
  • Çarpıntı,
  • Yüzünüzde terleme ve kızarma, olabilir.

Bu anksiete durumu kanserli hastalar için normal olsada eğer sizin mücadele gücünüzü aştığını düşünüyorsanız tıbbi yardım isteyin çünkü bu durumu giderici ilaçlar mevcuttur ve günümüzde yaygın olarak kullanılmaktadır.

DEPRESYON:

Depresyon da anksiete gibi tedavi edilebilecek ve kanser hastaları arasında yaygın olan bir durumdur. Bu günümüzde iş yaşamından kaynaklanan ya da aile içi problemler yüzünden olabilen ve herkesin yaşayabileceği bir sorundur. Depresyon geçirdiğinizden şüphelenmek için aşağıdaki noktaları kontrol edin:

  • İştahın kesilmesi,
  • Uykuya dalamama,
  • İletişim kurmada güçlük çekme,
  • Dikkatinizi toplayamama,
  • Uzun süren umutsuzluk ve üzüntü hissetmek,
  • Olaylara ve dünyaya kendinizi yabancı hissetmek,
  • Kendinizi izole edilmiş hissetmek,
  • Sexüel arzunun tamaen kaybı,
  • İntihar düşüncelerinin aklınızdan geçmesi.

Bunlar varsa doktorunuza anlatın ve tıbbi yardım alın.

Ruhsal durumunuzdaki bu dalgalanmalara ve üzüntünüze çare bulmanın tıbbi yollarının yanısıra sosyal yolları da vardır ve bunlar da önemlidir, bizim buraya kadar önerdiğimiz tıbbi ve sosyal olayların dışında her insanın kendi içinde başvurduğu inançlar da vardır, örneğin bazı durumlarda dua etmek sizi çok rahatlatabilir, bazen de doğaya çıkıp güzellikleri yaşamak sizin huzur duymanızı sağlar, bu yöntemleri de kendi seçimlerinize göre değerlendirin.

TEDAVİ BİTTİKTEN SONRA

Kanserle mücadele eden birçok insanın en büyük korkusu hastalığın tekrarlamasıdır, bu korku özellikle tedavi sona erdikten sonra had safhaya ulaşır. Bunun nedeni ise çok  basittir, çünkü artık kendinizi emanet ettiğiniz doktorunuzun ve ekibinin sürekli gözü önünde olmayacaksınızdır. Ancak unutmayınki zaten doktorunuz siz gerekli sıklıkta kontrol edecektir (siz sormasanız da o size birdahaki kontrol tarihinizi söyleyecektir). Bu korkuyu yenmek için işlerinize ve noprmal hayatınıza dönüşünüzü geciktirmemelisiniz. UNUTMAYIN KANSER SİZİ DEĞİL SİZ ONU KONTROL ALTINDA TUTACAKSINIZ.

Hastalığın tekrarlaması korkusundan kurtulmak için:

  • Bu korkunuzu ailenizle, arkadaşınızla ya da kanserli arkadaşlarınızla paylaşın,
  • Hayatınızdaki güzellikler üstüne odaklanın,
  • Kendinize zaman ayırın,
  • Sadece eğlendiğiniz ve sevdiğiniz şeylerle uğraşın,
  • İş yaşamına döencekseniz kuralları siz belirleyin, sıkı ve yorucu bir tempoya dönmeyin,
  • Günlük tutun,
  • Eksersiz yapın,
  • Ruhsal huzur için seçtiğiniz şeylerle uğraşın, bu belki kimsesiz çocukalra yardım şeklinde olabilir, belki de sadece dua etmekle olabilir.
  • Hiçbirzaman tıbbi yardım almaktan kaçmayın unutmayın ki bir psikiatrist ile görüşmek utanılacak birşey değildir, aksine görüşmekten kaçamk sağlıksız bir davranıştır.

HAYATINIZDAKİ ÖNEMLİ DİĞER KADINLARI KORUMAK

Over kanserinde ailedeki diğer kadınlarda da kanser olma olasılığı vardır. Bu bulaşıcılık şeklinde değildir  sadece bu kanserin genetik kökeni olduğu içindir. Bu genetik köken hastaların %5-10unda görülür.Eğer birinci derece akrabalarda over kanseri varsa bu riski arttıran bir durumdur. Ailedeki over kanserli kadın sayısı arttıkça da risk artar. Bunu bilmeniz ve bu durumu ailedeki kadınlara anlatmanız onları korumak açısından yararlı olacaktır. Özellikle ülkemiz gibi kadınların bir hastalık çıkana kadar doktora uğramadığı, normal kontrole gitmek diye bir kavramın olmadığı bir ortamda ailenizdeki diğer kadınların erken teşhiz şansını yakalayabilmesi için sizin yapacağınız bu uyarı önemlidir.

KENDİNİZİ KANSERİ YENMİŞ BİRİSİ OLARAK GÖRMEK

Yapıcı bir ruh hali ve kendine güven kanserle savaşta sizin için en önemli faktörlerdir. İçinde bulunduğunuz hastalığa ve şartlara rağmen yaşayabileceğinizin en güzelin yaşamak en doğrusu olacaktır. Bu her zaman gülümseyerek gezmeniz demek değildir, ama sinirinizi, öfkenizi ve korkunuzu yönetebildiğiniz sürece hayatınız daha iyi olacaktır.

Size son önerimiz olarak unutmayın ki, gülmek en güzel duygudur ve en ucuz ve yararlı ilaçtır;

  • Gidin ve bir komedi filminde, televizyon şovunda ya da tiyatroda kendinizi bırakın gülün, gülün, gülün.
  • Komik birşeyler okuyun,
  • Sizi güldüren insanlarla birlikte olun.

Unutmayın ki çevrenizdeki herkes, doktorlarınız, hemşireleriniz, eczacınız ve hatta bilim dünyasının tek amacı sizin bu hastalığı yenmeniz ve hayatınızı sürdürmenizdir.